Herkesin bir mevsimi vardır, benim ki sonbahar! Gerçi ilkbaharı da seviyorum ama sonbaharı daha çok, ne yaz ne kış yani. Sanıyorum bir sonbahar sabahı doğduğum için etkisi var (hep öyle derler ya) ne bileyim çok fazla öyle güneş falan çıkmasa da olur yani benim için. Yeter ki aşırı soğuk olmasın katlanabileceğim cinsten olmalı ve arabamın silecekleri çalışsın. İşte bu!
Sanıyorum herkesin kişiliğine uygun bir burcu var, ben burçlara pek inanmam, neden derseniz burçlar M.Ö. 200'mü 600'mü o yıllarda Mısır'lılar tarafından bulunmuş birşeydir. Dünyanın hareketlerine göre belirlenmiştir. O zamanlar ise dünyanın yuvarlak olduğu ve hem kendi etrafında hemde güneşin etrafında döndüğü bilinmiyormuş. Neyse işte bu şartlar altında bulunan burçlar Galileo'nun keşfinden sonra bence geçerliliğini yitirmekte. Ama ne olursa olsun burcumun da özelliklerini birebir taşıdığımı düşünüyorum. O da işin enteresan kısmı.
Konu o değil aslında, bugün ki konu bazı insanların hayatta gerçekten çok şanssız olmaları. Ben mesela bu furyadan biri olarak hayatımda yaşadığım tüm olumsuzlukları zaman zaman buraya da yansıtıyorum. Dışarıda şuan yağmur yağıyor 15 Şubat 2011 Salı'sında. Sanıyorum perdeleri 1 aydır açılmayan karanlık odamdan çıkmayalı tam olarak 9 gün oldu. Biraz kilo aldım, biraz sakallarım uzadı, Garanti Bankası cep telefonuma kredi kartı borcunuzun asgari ödemesini lütfen yapınız diye mesaj attı. Ama sanki biraz daha iyi anlıyor gibi insan tek başına kaldığında hayatın aslında pekte bir numarası olmadığını. Çünkü herşey dönüp duruyor, aynı şeyler olup duruyor devamlı. Herşey aslında aynı! Herkes hayatının en değerli yıllarını çalışarak, koşturarak, yağmurun doldurduğu küçük gölcüklerden zıplayarak, kimi zaman içlerinden küfrederek, dolmuşlarda, otobüslerde trafiğin dayanılmaz bitmeyişini yaşayarak geçiriyorlar. Yazık değil mi? Yazık tabi. Ama demek ki hayat bu saydıklarımdan ibaret en azından genel nüfusun 4'de 3'ü için...
Diğerlerinin keyfi kısmen de olsa yerinde onları pek sokmuyorum bu takımın içine. Ama her zaman olduğu gibi güçlüler yaşasın diye ölmez mi zayıflar!?
Konu gitgide kendinden çıkmışken, florasan lambaların o beyaz renkteki yapay ışığından nefret ettiğimi söylemiş miydim? Söyleyeyim o zaman. Nefret ediyorum o beyazlıktan. İnanılmaz gereksiz geliyor bana. Bu yüzden ilerde kendi evimde ki tüm ışıkları sarı yapıcam. Hatta avize mavize bile olmayacak heryerde bi köşe lambası her yerde bi abajur! En güzeli en dingini bu.
Dinginlik deyince aklıma geldi, bu gece de diğer geceler gibi bitecek eminim. Artık so üçlememi de tamamladım başka bir kitaba geçmeliyim. Arada bir gece 1-2 saatinizi uyumadan önce yatağınızda kitaplara verin derim. Çok etkili bir yöntem.
Ben buara biraz acı çekiyorum açıkçası beyler, biraz içim yanıyor. Hani bir lokantaya gidersin çok acılı bir şeyler yersin sonra için bi acayip yanmaya başlar ya aynı onun gibi. İçim yanıyor! Söndüremediğim belki zamanla sönecek bir ateş var. Birisini çok özlüyorum ben, kavuşmak isteyip de kavuşamadığım birini çok ama çok özlüyorum. Maalesef unutmak için karşılıklı görüşmeme kararı aldığım ama nasıl bu kararın arkasında durup konuşmamaya çalışacağımı bilmediğim, 3 aydır kalbimi sevindiren, yüzümü güldüren biri. Hayatın sert ve olumsuz şartları yüzümüze vurunca anladık.
Tanrım, senden çok birşey istememiştim gerçi. Diyipte o kadar çok hayıflandım ki son 2 haftadır.
Özür diliyorum bu yüzden.
Hayıflanmak, isyan etmek hatta kendini paralamak hiçbir işe yaramıyormuş kaderin yanında ve evet kader diye birşey varmış.
Buraları okuyorsan eğer, satırların her biri seni düşünerek geçti. Resimlerin ve seninle kurduğum hayaller hala örtüşüyor. Hala içimde durduramadığım bir sevgin var.
Ve hala seni çok seviyorum. Hiçbir zaman benim olmasan da!
Kendine çok çok iyi bak!
SS
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder