RADIO
18 Temmuz 2010 Pazar
Hayatın Tatlı Yanlarıda Var!
Bu sabah sesi Pelin Batu'ya çok benzeyen ve benim çok değer verdiğim bir arkadaşım tarafından uyandırıldım aslında gece nöbetimden sonra yaklaşık 7.30 suların da evde idim ama sağolsun kendisi beni yalnızca 2,5 saat sonra cep telefonumu aramak sureti ile uyandırdı! Telefon da bolca gülüştük espriler havada uçuştu sanırım her ikimizin de sevinç hormonlarının tavana vurduğu gün saati sabah. :P
Annemse bu kıkırdamalara acaba sayıklıyor muyum düşüncesi ile yaklaşarak odamın kapısını açtı ve "kendi kendine mi konuşuyorsun oğlum" dedi. Çok komikti... :) Pelin Batu sesli kız sana söylüyorum hep senin başının altından çıkıyor bunlar! :) gene de kıyamadığım nadir insanlardan o da! Bugün tartıya çıkıp moralimi bir kez daha bozum, tanrı aşkına bir insan son 2 haftada nasıl 6 kilo alabilirdi ki!? Buna inanamaz bir halde gastrolojik hayatımda köklü değişiklikler yapmaya karar verdim! Mesela az da olsa artık ekmek yok! Artık öğün atlamak yok! Her öğün değerlendirilecek fakat gereksiz öğünler meyve ve sebze veya yoğurt ile geçiştirilecek! Bugün bu talihsiz ve şişkin suratım, 3 aylık gibi görünen şekilsiz göbeğim moralimi bozunca depoda ki eski bisikletimi çıkardım!
Hemen yukarı mahallede ki bisikletçiye götürdüm, o yokuş bile yordu oysa, hamladığımın resmiydi. Ön teker ve şambriyel, zincir değişti birde ön arka akort ayarı yapıldı, frenlerde kontrol edildikten sonra bayıldıgım 25 tl karşılıgında eski bisikletimi ilk gun ki halinde buldum. Hemen eski heves ve yeni hırsı birleştirerek bir yenimahalle yaptım geldim. Yaklaşık 5-6 km'lik bir inişli çıkışlı parkuru geride bırakarak sırılsıklam halde evdeydim! Bisikleti evimin önüne park halinde bırakıp yan da ki marketten gözüme çarpan iri iri Angelica Erik'lere yöneldim. (İsmi buymuş Angelica Erik (Freze İtalyan) aman tanrım nasıl canım istedi, hemen 1 kg aldım görüntü itibariyle bildigimiz mor mürdüm eriğinin aynısı fakat çok daha iri yaklaşık elma kadar. 4 tl olan fiyatı ile de el yakıyor namussuz. :) Fakat böyle bir tat ve onlar yerken alınan böyle bir haz olamaz.
İşte bu değişken ve sıradanlığa rağmen insan bazen hepsini topladığın da "hayatın aslında tatlı yanlarıda var" demiyor mu?!
Kilo verme olayım da ve bu akşam ki gece nöbetimde bana şans dileyin zira bacaklarımı hissetmiyorum, kastan ibaretim.
:)
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Bu Böyle
Hatırla!
Geçmişte yaşanmış acıların ne kadar derine inebildiğini, ve aslında ne kadar güçsüz olduğumuzu.
Dönüp bakmamız gerek çoğu zaman geriye, ve geriye dönüp baktığımız da ilerde hata yapmayacağını düşünür insan. Bu bir kısır döngüdür. Böyle ilerler, böyle devam eder, gider. İnsani duyguların bir anda ve sessizce çürüdüğü yaşam, maalesef artık geçmişe bakıldığında bile gelecek için umut vaat etmiyor. Soluduğumuz hava bile aynı değil, herşeyin kalitesi düşük ve basit. Gereksiz yere artan popülasyon ve hiç yersiz gelişen teknoloji. Hepsinin birer gereklilik olduğu su götürmez bir gerçek ama ihtiyaç asla olamazlar.
Bu bağlam da "hayata karşı dimdik durmak" ya da ne biliyim "azimle ilerledi ve başardı" kalıpları dünyanın en saçma sözleri gibi geliyor bana. Zaten hayatın en parlak kısımlarını insanlar çalışarak ve yok ederek geçiriyorlar, en karanlık taraflarına gelince ya kendini ibadete, inanç sağlamlığına ya da abuk sabuk hobilere veriyor. Bu kadar gereksiz bir yaşam tarzı gün geçtikçe çoğaltılarak güdülmeye devam ediyor, insanlar köleleştirilerek büyük paralar kazanılacak dünyalara doğru boyut değiştiriyor. Bu devasa mutsuzluk yerinde bir umutsuzlukla daha keyifli olabilir.
2 Temmuz 2010 Cuma
Olmayan Sevgiliye Gerçek Mektuplar 4
Geçen gece nerede uyuduğun umrumda değil, seni seviyorum!
İşte böylesine bağlıydı çocuk kıza, halbu ki atladığı uçurumun sonunda su dışında başka şeylerde vardı. İnanmadı! Söylenen hiçbirşeye kulak asmadı, sırılsıklam aşıktı çünkü. Varlıklı tiplere kafa tutarcasına el üstünde tutmuştu oysa ki kızı. Peki kızın sorunu neydi? Neden böyle umursamıyor görünüyordu bilinmez fakat elde edeceğini etmişti birkere birden fazla kez kullansa bile ne çıkardı ki! Herşey bir anlık menfaatine uygun konumlanmıştı, şans resmen yüzüne gülmüştü hiç hak etmediği halde. Onun için varolmuş gibiydi dünya sanki! Umursamadı kız, sanki evine biryerlerden girmiş gibi kovaladı onu. Kovaladı çünkü evine bilmediği yerlerden başka birşey girmişti, belki yıllardır orada yaşıyordu. Gizli ve saklı!
Fark edemedi oğlan, onun için en iyisini istedi, en iyisini giydi en iyisini satın aldı hayatın. Bir anlık gülümseme bir öpücük sımsıcacık yanaktan. Bunlar yeterdi ona yetti de çoğu zaman, belki de bu yüzden kör oldu. Sustu!
Hayatını gözden geçirmeye vakti bile olmuyordu çalışmaktan, nefes almaktan. Genel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra soluğu onun yanında alıyordu, onunla değil dışarı cıkmak evde oturup su içmek yetiyordu ona çünkü. Malum, herşeyde biraz ondan vardı. Herşeyin içine girmişti ya namussuz. Çıkartılamadı bir türlü. Kim ne dediyse uyaramadı çocuğu...
Günün birinde kızın evine bilmediği yerden giren o şeyle karşılaştı, durdu, baktı ama anlaması uzun sürmedi. Fark etti bugüne kadar yaptığı gereksiz ilginin ne doğurduğunu. Sahi ya! Ne doğurmuştu... Sadece kendinden birkaç yaş büyük fakat kendinden bin kat vasıfsız bir adam. Adam ya!
Lego oyuncakları gibi yıkıldı yerlere, tuzla buz. Çok kaygısız bir kişiliği olsa da buna dayanamadı, anında yıkıldı tüm kolonları kalbinin. Yine sustu. Gördüğü son şey önünde ki sayısız bira şişesiydi. Bu kadar kendini yıpratacak ne vardı? Aşk vardı belki de? Olmayan Sevgili vardı aslında hiç olmamış sadece bakmış... Ne vardı? Belki birkaç sahte öpücük, birkaç sahte gülücük, birkaç tatminsiz bakış.
Bu muydu hayata bağlayan, bu muydu kalbini doyuran?
Bu ve ya değil cevabını bilmediği açık! Fakat görünen oku çocuk o günden itibaren rotasını başka yöne çevirdi. Aradığı birşey yoktu elbet ama ya aradığı çıkarsa? O zaman nasıl güvenebilir nasıl yaslanabilirdi? Hayatında ki kimse bunu anlamadı cefakarımın. Sonrasını bilmiyorum ama anlayabiliyorum!
Sustu! Ve anladı...
İşte böylesine bağlıydı çocuk kıza, halbu ki atladığı uçurumun sonunda su dışında başka şeylerde vardı. İnanmadı! Söylenen hiçbirşeye kulak asmadı, sırılsıklam aşıktı çünkü. Varlıklı tiplere kafa tutarcasına el üstünde tutmuştu oysa ki kızı. Peki kızın sorunu neydi? Neden böyle umursamıyor görünüyordu bilinmez fakat elde edeceğini etmişti birkere birden fazla kez kullansa bile ne çıkardı ki! Herşey bir anlık menfaatine uygun konumlanmıştı, şans resmen yüzüne gülmüştü hiç hak etmediği halde. Onun için varolmuş gibiydi dünya sanki! Umursamadı kız, sanki evine biryerlerden girmiş gibi kovaladı onu. Kovaladı çünkü evine bilmediği yerlerden başka birşey girmişti, belki yıllardır orada yaşıyordu. Gizli ve saklı!
Fark edemedi oğlan, onun için en iyisini istedi, en iyisini giydi en iyisini satın aldı hayatın. Bir anlık gülümseme bir öpücük sımsıcacık yanaktan. Bunlar yeterdi ona yetti de çoğu zaman, belki de bu yüzden kör oldu. Sustu!
Hayatını gözden geçirmeye vakti bile olmuyordu çalışmaktan, nefes almaktan. Genel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra soluğu onun yanında alıyordu, onunla değil dışarı cıkmak evde oturup su içmek yetiyordu ona çünkü. Malum, herşeyde biraz ondan vardı. Herşeyin içine girmişti ya namussuz. Çıkartılamadı bir türlü. Kim ne dediyse uyaramadı çocuğu...
Günün birinde kızın evine bilmediği yerden giren o şeyle karşılaştı, durdu, baktı ama anlaması uzun sürmedi. Fark etti bugüne kadar yaptığı gereksiz ilginin ne doğurduğunu. Sahi ya! Ne doğurmuştu... Sadece kendinden birkaç yaş büyük fakat kendinden bin kat vasıfsız bir adam. Adam ya!
Lego oyuncakları gibi yıkıldı yerlere, tuzla buz. Çok kaygısız bir kişiliği olsa da buna dayanamadı, anında yıkıldı tüm kolonları kalbinin. Yine sustu. Gördüğü son şey önünde ki sayısız bira şişesiydi. Bu kadar kendini yıpratacak ne vardı? Aşk vardı belki de? Olmayan Sevgili vardı aslında hiç olmamış sadece bakmış... Ne vardı? Belki birkaç sahte öpücük, birkaç sahte gülücük, birkaç tatminsiz bakış.
Bu muydu hayata bağlayan, bu muydu kalbini doyuran?
Bu ve ya değil cevabını bilmediği açık! Fakat görünen oku çocuk o günden itibaren rotasını başka yöne çevirdi. Aradığı birşey yoktu elbet ama ya aradığı çıkarsa? O zaman nasıl güvenebilir nasıl yaslanabilirdi? Hayatında ki kimse bunu anlamadı cefakarımın. Sonrasını bilmiyorum ama anlayabiliyorum!
Sustu! Ve anladı...
30 Haziran 2010 Çarşamba
Güneydoğu'dan Kuma Alınsa Terör Biter
Rize belediye başkanı Halil Bakırcı'nın terörle mücadele de ankara'ya sunduğu çözüm önerisidir. kendisi batıda ki erkeklerin kuma alacağı zaman güneydoğu'dan kuma getirmelerini isteyip bu şekilde akrabalıkların gelişip doğu ile batı arasında yakınlık olacağından bahsetmiştir.
Not:Kendisine buradan çalışmaya hayatında başarılar diler ve Allah seni davul etmesin dememek için kendimi zor tutuyorum.
http://www.kazete.com.tr/haber_detay.php?hid=7425
Not:Kendisine buradan çalışmaya hayatında başarılar diler ve Allah seni davul etmesin dememek için kendimi zor tutuyorum.
http://www.kazete.com.tr/haber_detay.php?hid=7425
25 Haziran 2010 Cuma
Olmayan Sevgiliye Gerçek Mektuplar 3
Herşeyi unutturan gözleri, masum ifadeleri ve doğal konuşması soldu birgün. Sustu tamamen. Bir iz, bir mektup, bir veda bile dilemeden yok oldu!
Çok kederli ama kederinden iz kalmayacak biriydi sardığında yaralarını. Geçici olsa da bunu hissedip o anın verdiği hazla coşardı. Belki istediği çok birşey değildi ama olmadı. O hayatım da gördüğüm en güzel kokan insanlardan biriydi, konuşurken harfleri yutmamaya çalışması bunun için verdiği savaş ama en sonunda pes edip teslim oluşuydu onu bu denli eşsiz kılan belki. Ya da belki içindekileri bir anda somutlaştırabilecek yakınlığa sahip olması idi.
Çok güçlüydü, yaşadığı binbir zorluğa sadece şu yaşında katlanmış olması bile takdire şayendi. Oturup 30 gün onu izledim, yanına uzanıp ona baktım. Yapabildiğim en iyi şeyi yapıp onu okudum. Birsürü soru vardı gözlerinde, birsürü cevaba aç soru. Hiçbirini cevaplayamadım. Bu sefer anlık haza coşmayacak derece de küçüklükte ki sorularını cevaplayabildim. 5'er dakikalık sevinçlere boğdum ama yetmedi. Yetmezdi de. Unutulabilecek bir yüzüm olmadığını hatırlattı bana yıllar sonra, küsmemem gerektiğini kendime. Fakat içimde ki fırtınanın hiçbir zaman durmayacağını, dinmeyeceğini, sona eremeyeceğini hesaba katmadı. Çok zordu, çok zorluyordu ama başaramaması onun iyiliği açısından en iyi oldu. Her şekilde katı hale getirdim düşüncelerimi karşısında, fakat içinde ki rengarenk inancıyla suladı kupkuru tepkilerimi. Her defasında inceldim yanında, her defasında yüceldim. Bunun benim için ne demek olduğunu ne kadar büyük olduğumu, aslında yıllarca unuttuğum yetilerimi bana tekrar kazandırmaya çalışırken bir kıvılcım da olsa içimde çaktırdığını. Şu küflenmiş ruhumun ne kadar da ölü olmadığını inandırmak üzereydi ki. Kendime dönmeme sebep oldu birşeyler.
Bu anlamda hayatımı, 90 derecelik açıdan 85'e düşürebilmeyi başarmış tek insan diyebilirim kendisine. Oysa her daim gülmek için yaratılmış yüzünün, solduğunu görmek, içime 1000 tane iğnenin aynı anda saplanması demekti. Onu üzen olayları dinlerken gizlice yumruklarımı sıktığımı görmemesi gibi.
Hala önemsiyorum hala çok seviyorum kendisini, fakat artık beni tam anlamıyla anlamış olduğuna daha çok seviniyorum açıkçası.
Yolunun daima açık olacağına inandığım gibi taptaze günlerin onu beklediğine de eminim.
Kendine çok iyi bak! Eminim bunu göreceksin birgün.
Elveda
23 Haziran 2010 Çarşamba
Olmayan Sevgiliye Gerçek Mektuplar 2
Sanki mavi rengi sevmeyen bir insanın düşüncesini tam tersine çevirebilecek güçlere sahip biriydi o!
O öyle güzel bakıyordu ki hayatımda mevcut tüm sorunlar bir bakışıyla ezilip, unufak oluyorlardı. Bir an için bile olsa yanımdan geçtiğin de susup ona bakakalmak geliyordu içimden. Hep geç kalmak istiyordum uğraşacağım şeylere. Bunu yaparken ekstra bir enerji de kullanmıyordu üstelik, içinde ki inanılmaz gerçeği fark etmemiş miydi? Yoksa fark edip insanlarla bu şekilde oynuyor muydu bilinmez ama bu çok hoşuma gidiyordu. Sonra bana yöneldi, aklı ve vicdanı beni sevdi.
O gün onunla ilk karşılaştığım da çimenlerden yanıma yavaş yavaş adım attı her zaman ki gibi yüzü gene gülüyor, muhteşem yüzü gözlerimi alıyor, gözlerine bakmama izin vermeyen güneşi yansıtarak tüm bunları ağır çekim halinde izlememe neden oluyordu. Benimle sanki sihirli cümleler kuracakmış gibi konuşacakken tam, uzaklaşıyordum yanından. Uzaklaşmak istiyordum, bu kadar mükemmellik yeterdi, bu anca Alice'in harikalar diyarında olabilirdi sadece. Bu büyü, bu parıltı ve sadelik bozulmamalıydı. Kimsenin farkına varmadan geçen 60 saniyelik bu aksiyon, oracıkta bir Çita'nın yavru bir Thomson Ceylanı'nı avlaması kadar çabuk son buldu.
Çok ayrı kaldık daha sonra. Tekrar yaşamak istediğim bu sahneyi defalarca aklımdan geçirdim. Benim için ulaşılması gereken bir hedef haline geldi resmen. Günlerce onu düşündüğümü hatırlar gibiyim. Çok uzak kaldığımızı ve şuan aslında tam olarak nerede olduğunu düşünüp durduğumu dün gibi hatırlarım. O gösterişli yüzünü soldurmamasını dilediğim güzel kız, birgün hayatıma tekrar giriverdi. Yalnızca 1 - 2 hafta içinde dünyanın en büyük şelalesi kadar hızlı bir şekilde sohbet edip konuşmaya başladık. Yüzünde ki parıltı, gözlerinde ki okyanus mavisi ve her konuştuğun da başka bir dünyaya götüren kelimeleri ile tamamen kusursuz görünüyordu.
Amacıma ulaşmıştım onunla tekrar tekrar o sahneyi canlandırmış ve onun güzel sohbetine dışarıdan bir misafir değil de artık yatılı bir misafir olarak konumlandırılmıştım. Yaptığı işi bile çok sevdiğini söylemeden bunu gülerek ifade etmesi bile, benim onun ne denli keyif aldığını anlamama sebep oluyordu. Bu kadar güzellik bir insan da toplanamazdı.
Sonuna doğru çok korktum, vahşi uzaklığımız, ona karşı beslediğim aşırı ilgi, beni anlamaya çalışması, hak vermesi ve övgüleri bir yerde son bulacak, hem beni hem onu yaralayacaktı. Evet çok korktum, kaybedecek birşeyim oldu diye korktum.
Koşarcasına uzaklaştım ve sığındım bildiğim dünyaya.
Yıllar sonra bunu anlayışla karşılayıp bana tekrar sohbet imkanı sağlayan o eşsiz insanı hiçbir zaman unutmayacağım.
Hayatımda bana çok ey kattın, sen hep hayalimde ki mavi renge sahipsin. Sen hep en iyiye layıksın, sen her zaman gülesin. Bensizken de kendine iyi bakasın.
İçimde her zaman yerin olduğuna inandığın,
Dostun...
22 Haziran 2010 Salı
Olmayan Sevgiliye Gerçek Mektuplar
Dengesizdim, ukalaydım, konuşkandım ama zeki değildim. Değilim de
Sen orda ben burada, ben burada sen orada da olsan bir şey fark etmez uzaklık ve hoyratlık da bir yere kadar, görüşmek imkansız değildi...
Ama hayat şartlarının beni bu derece demir yapmasının suçu bende değil, başka yerlerde. Korktum ben hep, sen hayatımdayken de olmadığında da korktum. Sen hayatıma girince ise renkli televizyonlara geçiş gibi oldu bu benim için. Anlamaya çalıştım hem seni hem kendimi aslında kendimi daha çok anlamaya çalıştım.
Anlamsızlığım tavan yapığın da ise bu noktalara geldik.
Sevgine, verdiğin değere her zaman saygı duydum ve İNANDIM...
Saftın, temizdin, küçüktün belki ama seviyordun burdada haklısın. Tüm suçu ve tüm gereksiz davranışlarımı kabul ediyorum. Ama böyle bitmemeliydi bitecekse bile...
Daha senin için yapmak istediğim o kadar çok şey varken bitmemeliydi. Yada bitmesin sevgilim desem ne değişecek ki? düşüncesinden kurtaramadım kendimi. Hayatında gereksiz bir süre için gereksiz bir yer kapladım, kira da ödemeden orada yaşadım. Şimdi eşyalarımı topladım ama ruhum orda olacak en azından bunu ben hissedeceğim. Hep seni düşüneceğim çünkü, o güzel yüzünü, gülen gözlerini ve bir türlü toplayamadığın saçlarını ve hatta devamlı sol perçemin düşdüğün de, elinle düzeltmeni hatırlayacağım. Beyazın sana ne kadar yakıştığını hatırladığım gibi.
Unutacaksın buda geçecek, ama belki de gerçekten bir darbe yemekten kurtulduk.
Sonuçlara gelince; bir şeyler var diye seziyorum çünkü bugün Konya mevzusundan dolayı konuşamadım oda beni aramadı o yüzden kesin bir şeyler var ve benden saklanıyor diye düşünüyorum, gün saymaya başlasam sanırım iyi olacak. Yinede iyi düşünüp, iyi davranmak gerek belki de hayata yada senin görüşünle öyle yapmalıyım bende...
Yazsam mı yazmasam mı diye ikilemde kaldığım bu yazıda en sonunda bir şeyler yazdığımı anladım şimdi, ne kadar tatminkar olur ne kadar yara sarar bilemiyorum.
Sana şarkı yazacağım yine, ama önce biraz dalıp, biraz içmeliyim. Düşünecek o kadar çok şey var ki şu kısa zamanda sana dair.
Bu ne senden ilk kaçışım ne de ilk düşüşün yüreğime...
Vakit geç oldu, ama ben hala günlerce seninle yaptığım daha doğrusu senin bana yaptığın kural ihlallerini izliyorum. Senin yüzünden geç yatıp erken kalktığım ve öbür gün şiş gözlerle işe gittiğim zamanlar. Keşke yine şiş gözlerle işe gitsem en azından tabularımı yıktıran bu kız ile tekrar konuşmuş olurdum.
Seninle konuşma amacım, sadece seninle birlikte olduğumu hayal etmeyi içermiyordu. Seninle konuşmak bana zevk veriyor, yüzümü güldürüyordu, yüzüne baktığımda.
Sen uçabilen kuşlardansın, uçmaya hazırsın ama daha önce hiç uçmadın.
Bense uçmaktan yorulmuş yaşlı bir kargayım, belki de bu şekilde tasvir etmeliyim benim gözümde beni ve seni.
Siyah bana yakışıyor çünkü zaten içim kopkoyu. Bu duvarı aşabilseydik bu tabuyu kırabilseydik ya da dediğin gibi bir görüşebilseydik her şey çok farklı olacaktı. Bugün anladım.
Yoğun bakıma alınmış gibiyim halsiz ve bitkin.
Bunda payın var inan…
Her şeye rağmen, pişman değilim seninle geçirdiğim zamanın hiçbir saniyesi için.
Ve hala seviyorum seni, söküp atmayı beceremeyenlerdenim, becerenlerdenmişim gibi görünsem de.
Ben sadece insanım, düz insan hatta daha umutsuz daha fahişe. Senin gibi bir melek değil...
Yinede hep gül olur mu, gülmek sana çok yakışıyor...
Kendine iyi bak, hakediyorsun çünkü
Elveda küçük sevgilim...
Alp'in...
14 Haziran 2010 Pazartesi
Potpuri
Hayat her şekilde ve heryerde çıkabilir insanın karşısına. Yaşamak, yaşamamak, hissedilen duygular, aldığımız nefes içtiğimiz su. Bu hayata karanlık bir delikten geldiğimiz su götürmez bir gerçek, peki neden her daim o deliğin karalıgını unutup ışıltılı bir yaşam istegine yenik düşeriz ki? Bende bilmiyorum ama çoğu insan bunu istiyor. Daha beyaz, daha altın, daha ışıltılı. Halbuki birşeyler üretmek, keyif aldığın alışkanlıklar, hobiler edinmek çok daha büyük bir artı değil midir hayatta!? İlla birşey mi kazanmak gerek? Hiçbirşey kazanma ye, iç, gez ve öl olmamalı mı biryerde de hayat! Örneğin bir çocuk 15 yaşından itibaren mi çalışmaya başlamalı bu adaletsiz dünya da? Ya da bu konuyu boşverelim yoksa günün anlam ve önemini saptıracak.
Bugün hayatlarımızın aslında istisnalar hariç çok çok küçük, paramparça ve değersiz olmadığını söylemek istiyorum. Bu şekilde düşününce insan çevresinde ki hatta belki burnunun dibinde ki bir güzellikten olabilmekte. Kendi hayatımdan da tecrübeyle sabitlenmiş bir durumdur. O yüzden arada bir sabitlenmiş tripodumuzun yerini değiştirmekte fayda var. Eğer engebesiz bir zeminse zaten hiç kıpırdatmak istemeyeceksinizdir.
Evet blog, buraya geldiğimde deli gibi yağmur yağıyordu. Tamam dün ablam evlendi, tüm şehir agladı o yüzden yagmur vardı ama bugun niye?! Üstelik sabaha şemsiyem de yok! İnşallah diner de eve kadar ıslanmam. Özenle yağtıgım seyrek saclarım yagmurda ıslandıktan sonra yapıs yapıs oluyor spreyden dolayı.
Saah 10-15 senedir görüşmediğimiz bir akrabamla facebook'tan birbirimizi ekledik ve deli gibi aralıksız 2 saat konustuk birde facebook chat'te düşün zaten kabız bir olay o.
Neyse bu kadar işte,
Bye
Bugün hayatlarımızın aslında istisnalar hariç çok çok küçük, paramparça ve değersiz olmadığını söylemek istiyorum. Bu şekilde düşününce insan çevresinde ki hatta belki burnunun dibinde ki bir güzellikten olabilmekte. Kendi hayatımdan da tecrübeyle sabitlenmiş bir durumdur. O yüzden arada bir sabitlenmiş tripodumuzun yerini değiştirmekte fayda var. Eğer engebesiz bir zeminse zaten hiç kıpırdatmak istemeyeceksinizdir.
Evet blog, buraya geldiğimde deli gibi yağmur yağıyordu. Tamam dün ablam evlendi, tüm şehir agladı o yüzden yagmur vardı ama bugun niye?! Üstelik sabaha şemsiyem de yok! İnşallah diner de eve kadar ıslanmam. Özenle yağtıgım seyrek saclarım yagmurda ıslandıktan sonra yapıs yapıs oluyor spreyden dolayı.
Saah 10-15 senedir görüşmediğimiz bir akrabamla facebook'tan birbirimizi ekledik ve deli gibi aralıksız 2 saat konustuk birde facebook chat'te düşün zaten kabız bir olay o.
Neyse bu kadar işte,
Bye
7 Haziran 2010 Pazartesi
The Fall
Kısaca tanımı: Müthiş bir film.
Uzunca tanımı: David Fincher'in kafadan kefil olduğu bir yapım. Cast'ta ki kimse tanıdık değil hatta başrolde ki oğlan 21. yüzyıl genç aktörlerinden lakin küçük kızımız 1997 doğumlu Romanya'lı Catinca Untaru bana resmen o yaştaki çocukların aslında sevilip bağıra basılacak cinsten olduklarını hatırlattı. Filmin konusu çok mistik çok masalsı o yüzden anlatmayacağım. Ama siz siz olun ölmeden önce bu filmi izleyin derim. Usual Suspects benzeri diyorlar ama bence konusu ile onunla alakası olmadığını anlayacaksınız. Gerçekle masal arası iki hikayenin birleşimi ve bir çocuğun gözünden yaşaıdığı tüm atraksiyonlar gerçekçi bir şekilde yansıtılmış.
Çok başarılı bir filmdi, gee nöbetimi rahatlıkla yarılattı hatta bitmesini bile istemedim hatta ve hatta senarist olup, filmin yarısında sonunu değiştiresim bile geldi Roy, Alexandrea'yı evlatlık edinsin alsın bağrına bassın falan. :) O yapmasa ben yaparım moduna bile girdim.
Filmi izleyin emin olun o kıza Türk usulü "oyy kıyamam guzuuum" diyeceksiniz 2006 yapımı ve o zaman 9 yaşında olan bu velet nasılda döktürmüş anlatamam.
Zaman geçsin diye izlenecek bir film değil, en baba diziyi kaçırtacak cinsten bir film.
Uzunca tanımı: David Fincher'in kafadan kefil olduğu bir yapım. Cast'ta ki kimse tanıdık değil hatta başrolde ki oğlan 21. yüzyıl genç aktörlerinden lakin küçük kızımız 1997 doğumlu Romanya'lı Catinca Untaru bana resmen o yaştaki çocukların aslında sevilip bağıra basılacak cinsten olduklarını hatırlattı. Filmin konusu çok mistik çok masalsı o yüzden anlatmayacağım. Ama siz siz olun ölmeden önce bu filmi izleyin derim. Usual Suspects benzeri diyorlar ama bence konusu ile onunla alakası olmadığını anlayacaksınız. Gerçekle masal arası iki hikayenin birleşimi ve bir çocuğun gözünden yaşaıdığı tüm atraksiyonlar gerçekçi bir şekilde yansıtılmış.
Çok başarılı bir filmdi, gee nöbetimi rahatlıkla yarılattı hatta bitmesini bile istemedim hatta ve hatta senarist olup, filmin yarısında sonunu değiştiresim bile geldi Roy, Alexandrea'yı evlatlık edinsin alsın bağrına bassın falan. :) O yapmasa ben yaparım moduna bile girdim.
Filmi izleyin emin olun o kıza Türk usulü "oyy kıyamam guzuuum" diyeceksiniz 2006 yapımı ve o zaman 9 yaşında olan bu velet nasılda döktürmüş anlatamam.
Zaman geçsin diye izlenecek bir film değil, en baba diziyi kaçırtacak cinsten bir film.
28 Mayıs 2010 Cuma
I'm a Sleepwalker
Evet ben bir uyurgezerim. Uyurgezer bile değil uyuratlar ulen o nasıl bir atlamadır.
Geçen gece saat 3 sularında gece yataktan kalkıp Fight Club'ta ki adamın kendi kendini dövme sahnesi gibi yere fırlatmışım kendimi. Annem beni cıglıklar içindeyken bulmus ve kaldırıp yatagıma yatırmıs. 1,90'lık ben o esnada cenin pozisyonunda yaklasık 1 metre olmusum kan ter içinde ve titreyen bir şekilde. Getirin gözünüze artık. Sabah kalktıgımda heryerim agrıyordu ulan bıktım bu işlerden de hee askerde ne bok yiyeceksem artık! 300 kişi çullanır uzerime sanırım o çığlığa kaza kurşununa gitmezsem iyidir.
Geçen gece saat 3 sularında gece yataktan kalkıp Fight Club'ta ki adamın kendi kendini dövme sahnesi gibi yere fırlatmışım kendimi. Annem beni cıglıklar içindeyken bulmus ve kaldırıp yatagıma yatırmıs. 1,90'lık ben o esnada cenin pozisyonunda yaklasık 1 metre olmusum kan ter içinde ve titreyen bir şekilde. Getirin gözünüze artık. Sabah kalktıgımda heryerim agrıyordu ulan bıktım bu işlerden de hee askerde ne bok yiyeceksem artık! 300 kişi çullanır uzerime sanırım o çığlığa kaza kurşununa gitmezsem iyidir.
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Romeo & Juliet
Her zaman hayranları olmuşumdur, böyle estetik bir ölüm isteği var mıdır dünyada? Önünde saygıyla eğilirim William amca...
Burada, ebedi kalıntımı tertip edip dünyadan bıkmış talihsiz
yıldız boyunduruğunu sallayacağım.
Gözlerim, son kez bak!
Kollarım, son kez kucakla!
Ve nefes kapısı dudaklarım erdemli bir öpücükle mühürlen!
Çekici bir ölüm için sonsuz pazarlık!
Romeo & Juliet (2. Perde)
William Shakespeare
Olay bitmiş abi...
Burada, ebedi kalıntımı tertip edip dünyadan bıkmış talihsiz
yıldız boyunduruğunu sallayacağım.
Gözlerim, son kez bak!
Kollarım, son kez kucakla!
Ve nefes kapısı dudaklarım erdemli bir öpücükle mühürlen!
Çekici bir ölüm için sonsuz pazarlık!
Romeo & Juliet (2. Perde)
William Shakespeare
Olay bitmiş abi...
15 Mayıs 2010 Cumartesi
Gölgem var, iyi ki gölgem var...
Yalnızlık başa bela diyenleri anlamıyorum. Ulen insanın kendinden daha iyi bir dostu olabilir mi? Herkes ve herşey biryere kadar! Kim biriyle birlikte göçüp gitmiş ki şu dünyadan. Yalnız doğduğumuz gibi yalnız ölüyoruz işte. E peki hayatı da yalnız yaşamamız normal değil mi? Yalnızlığı hayat felsefesi haline getirmiş sevecen insanlara neden öcü gözüyle bakılır? Ya da neden illa pesimist damgası vurulur. Gayette espritüel biri olarak ben yalnızlığı seviyorum.
Bu yüzden iyi ki gölgem var, beni yalnız bırakmayan gölge...
Bu yüzden iyi ki gölgem var, beni yalnız bırakmayan gölge...
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Masumiyetin Ziyan Olmaz
Merhabalar,
Şöyle bir interneti kolaçan ediyordum ki birde ne göreyim? En sevdiğim gruplardan mor ve ötesi yeni albümünü mayısın ikinci haftası başında piyasaya sürecekmiş! Web sitelerinin de ismini "şimdilik" değiştirip albümün ismi olan Masumiyetin Ziyan Olmaz koymuşlar. Şöyle ki; www.masumiyetinziyanolmaz.com adresine tıkladığınızda taptaze şarkılarını kuple kuple dinleyebiliyorsunuz. Ben hepsine bir kulak verdim, analizim şudur ki mor ve ötesi eski mor ve ötesi gibi tad vermeyecek bundan sonra üzgünüm bu kötü haberdi, ama gerçek.
Neden? Çünkü gelişen teknoloji ve daralan zaman dahilinde grup üyeleri pek doğaçlama durumlarına giremeyip özgünlüklerine vakit ayıramıyorlar. Nacizane fikrim bu Gül Kendine (2001) ve Dünya Yalan Söylüyor (2004) ten sonra mor ve ötesi'nin başkalaşım süreci başlamıştı zaten, şuan ise doruk noktalarda. Dolayısıyla müzikal anlamda pek dile dolanacak şarkılar beklemeyin derim.
Büyük Düşler'de bir nebze olsun doyurmuştu karnımızı ama Başıbozuk faciası ile karşılaştık. Belki biraz erken konuşuyorum ama genel kanım bu yönde olacak! Birde insanoğlu nankör oluyor tabi doymuyor. He ama iyi bir haber var ki grup kendini asimile etmemekte ısrarlı ve şarkı sözleri gene zorlayıcı gene akıl ürünü güzel şeyler. Herşeye rağmen koleksiyonumda mutlaka olması gereken bir gruptur, ve albümleri hiç tereddütsüz çıktığında alınacak bunu da belirtmeden edemem.
Şöyle bir interneti kolaçan ediyordum ki birde ne göreyim? En sevdiğim gruplardan mor ve ötesi yeni albümünü mayısın ikinci haftası başında piyasaya sürecekmiş! Web sitelerinin de ismini "şimdilik" değiştirip albümün ismi olan Masumiyetin Ziyan Olmaz koymuşlar. Şöyle ki; www.masumiyetinziyanolmaz.com adresine tıkladığınızda taptaze şarkılarını kuple kuple dinleyebiliyorsunuz. Ben hepsine bir kulak verdim, analizim şudur ki mor ve ötesi eski mor ve ötesi gibi tad vermeyecek bundan sonra üzgünüm bu kötü haberdi, ama gerçek.
Neden? Çünkü gelişen teknoloji ve daralan zaman dahilinde grup üyeleri pek doğaçlama durumlarına giremeyip özgünlüklerine vakit ayıramıyorlar. Nacizane fikrim bu Gül Kendine (2001) ve Dünya Yalan Söylüyor (2004) ten sonra mor ve ötesi'nin başkalaşım süreci başlamıştı zaten, şuan ise doruk noktalarda. Dolayısıyla müzikal anlamda pek dile dolanacak şarkılar beklemeyin derim.
Büyük Düşler'de bir nebze olsun doyurmuştu karnımızı ama Başıbozuk faciası ile karşılaştık. Belki biraz erken konuşuyorum ama genel kanım bu yönde olacak! Birde insanoğlu nankör oluyor tabi doymuyor. He ama iyi bir haber var ki grup kendini asimile etmemekte ısrarlı ve şarkı sözleri gene zorlayıcı gene akıl ürünü güzel şeyler. Herşeye rağmen koleksiyonumda mutlaka olması gereken bir gruptur, ve albümleri hiç tereddütsüz çıktığında alınacak bunu da belirtmeden edemem.
9 Mayıs 2010 Pazar
Anneler Günü
Bugün Anneler günü her ne kadar bu tarz şeyler bana saçma gelse de işin içinde anne kelimesi geçince akan sular benim için duruyor. İster Ana kuzusu deyin ister başka birşey düşünün ama ben annemi sevmiyorum ona tapıyorum. Yaptığı yanlışları bile kolayca örten bir mükemmelliğe sahip. Beni yetiştiren bana vizyon sahibi olmamı öğreten klas bir insan o. Heryerde, herşeyde yanımda ve yanımızda. Her zaman bir destek timsali olmuştur. Bu yazım o yüzden biraz ciddi. Mizahı bir kenara bırakıyorum onun lafı geçince. Ne kadar komik heryerde ondan birşey var bahsettiğim her konuda kurduğum her cümlede geçiyor. Nasıl empoze etmiş sevgisini, nasıl yoğurmuşsa bizi. Biraz dikta gelebilir bu söylemlerim ama böyle diktaya can kurban. Onsuz ne yaparım bilemiyorum. :(
Seni seviyorum anne!
Seni seviyorum anne!
7 Mayıs 2010 Cuma
Bitki Çayları
Aklıma gecenin bir yarısı bitki çayları geldi, şimdi çay kendi başına bir bitki değil midir zaten? Eee ne alaka bitki çayı o zaman, bitki suyu falan koysalarmış ismini.. :) Çay mesela kendi başına aynı zaman da dere, küçük akarsu anlamına da geliyor, 8 yıldır bu ülkede olanlara izin veren insanlar, nasıl oluyorda bu iki çay kavramını birbirinden ayırabiliyor hayret dogrusu. O kadar akıllı mıyız?
Vay anasını...
Vay anasını...
Ulan Fairy, Güldürdün Beni
Bu aralar şu Fairy bulaşık deterjanı reklamına pek bir gülüyorum, arkadaşım kurufasülye festivali nedir ya? Ne gerek var şimdi toplu katliama, git mis gibi Zeytinyağlı Enginar festivali yap yada ne bileyim ben git Kapuska festivali yap dimi ama :)
Hem o festival dedikleri şey komple fake zaten, gerçek olsa ozon mozon kalmazdı alimallah. 2000 kişi diyo birde aboov düşünemiyorum bile... ASKİ maski hak getire artık!
Hem o festival dedikleri şey komple fake zaten, gerçek olsa ozon mozon kalmazdı alimallah. 2000 kişi diyo birde aboov düşünemiyorum bile... ASKİ maski hak getire artık!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)